Ortadoğu’da Yeni Satranç: ABD’nin İran Hamlesi Neden Çin’e Karşı? (28 Şubat 2026 Analizi)
Ortadoğu’da 28 Şubat 2026 sabahıyla birlikte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. ABD’nin İran’a yönelik başlattığı “sınırlı stratejik hedefli” askeri operasyon, bölgedeki dengeleri altüst etti. İran’ın ölçülü ama kararlı misillemesiyle birlikte, iki tarafın da şimdilik “kontrollü bir savaş” yürüttüğünü söyleyebiliriz. Ancak bu yangının ne kadar süre kontrol altında tutulabileceği sorusu, hepimizin ortak kaygısı.
ABD’nin Görünmeyen Gündemi
Washington yönetiminin operasyonu “sınırlı hedeflerle” tanımlaması, kuşkusuz iç kamuoyunu ve uluslararası toplumu ikna etme çabası. Oysa gerçek hedefler çok daha kapsamlı. Birincisi ve en önemlisi, İran’da rejim değişikliği. ABD, ekonomik sıkıntılarla boğuşan İran halkını rejime karşı kışkırtarak, bir iç karışıklık ve ardından askeri müdahale senaryosunu tetiklemeyi hedefliyor. İkincisi, bölgesel güç dengesini kalıcı olarak değiştirmek. İran’ın Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi üzerinden kurduğu nüfuz ağını kırarak, yerine Sünni Arap cephesini ikame etmek istiyorlar.
Üçüncü ve belki de en kritik hedef ise Çin. ABD, Asya-Pasifik’te Çin’le yüzleşmeden önce, Pekin’in enerji tedarik hatlarını ve Kuşak-Yol Projesi’nin Ortadoğu ayağını kontrol altına almayı planlıyor. İran, Çin’in enerji arzında kilit ülke konumunda. Bu operasyon, küresel rekabette Çin’e karşı bir ön hamle niteliği taşıyor.
İran’ın Stratejisi: Zaman ve Alan Kazanmak
Tahran yönetimi ise simetrik bir karşılıkla savaşı kontrollü tutarken, aslında üç temel strateji izliyor. Birincisi, savaşı uzatmak. Uzayan her gün, ABD’nin bölgedeki kaynaklarını tüketirken, İran’a nükleer programını hızlandırmak için zaman kazandırıyor. İkincisi, vekil güçleri devreye sokmak. Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’daki milis gruplar aracılığıyla çatışmayı yayarak, ABD’yi birden fazla cephede savaşmaya zorlamak istiyorlar ki bu, savaşın “kontrollü” alandan çıkmasına neden olacak en önemli faktör. Üçüncüsü ise iç cepheyi sağlamlaştırmak. Dış tehdit, rejime meşruiyet kazandırarak muhalefeti bastırma aracı olarak kullanılabilir.
Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Hesabı
İsrail için bu operasyon, İran’ın askeri kapasitesini ve nükleer programını yok etmek için biçilmiş kaftan. ABD’yi daha sert bir müdahaleye teşvik ediyorlar. Suudi Arabistan ve BAE gibi Sünni Arap ülkeleri ise resmen ABD’nin yanında görünseler de, çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından endişe duyuyorlar. Türkiye ise hem İran’la enerji ve ticaret ilişkileri, hem de PKK/YPG’ye karşı iş birliği dengeleri nedeniyle oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Çatışmanın Irak ve Suriye’ye yayılması, Ankara’yı doğrudan etkileyebilir.
Küresel güçlere baktığımızda, Rusya’nın Ukrayna nedeniyle kaynakları kısıtlı olsa da, İran’la savunma sanayi iş birliğini artırması bekleniyor. Çin ise ABD’nin Ortadoğu bataklığında oyalanmasını kendi lehine görüyor. İran’dan ucuz petrol alımını sürdürerek ve ambargoları delerek, örtülü bir destek sağlayacaktır. Pekin için asıl hedef, ABD’nin Asya-Pasifik’e odaklanmasını olabildiğince geciktirmek.
Kırmızı Çizgiler ve Tırmanma Riskleri
Şu anki “kontrollü savaş” ortamı üç temel faktörle her an bozulabilir. Birincisi, İran destekli milislerin ABD üslerine veya İsrail’e yönelik provokatif saldırıları. İkincisi, çatışmaların yerleşim yerlerine sıçramasıyla oluşacak büyük sivil kayıplar ve bunun yaratacağı kamuoyu baskısı. Üçüncüsü ve belki de en tehlikelisi, Hürmüz Boğazı’nda enerji arzının kesintiye uğraması. Petrol fiyatlarının fırlaması, Batılı ülkeleri doğrudan müdahaleye zorlayarak çatışmayı uluslararasılaştırabilir.
Öngörüler ve Senaryolar
Kısa vadede ABD ve İran, doğrudan çatışmayı sınırlı tutmaya çalışacak, ancak vekil unsurların faaliyetleri artacak. ABD, İran’da sosyal medya ve gizli operasyonlarla karışıklık çıkarmaya çalışırken, İran nükleer programını hızlandırarak pazarlık gücünü artıracak.
Orta vadede en kritik dönemeç, ABD içinde kamuoyu desteğinin erimesi olacak. Bu durumda Washington ya daha sert bir vuruşla savaşı bitirmeyi deneyecek ya da geri çekilme sinyali verecek. İran’da rejim karşıtı hareketlerin güç kazanıp kazanmayacağı da belirleyici olacak.
Uzun vadede ise bu savaş, ABD-Çin rekabetinin bir parçası olarak şekillenecek. Çin’in stratejik çıkarlarını korumak için daha aktif rol üstlenmesi, iki süper gücü Ortadoğu’da karşı karşıya getirebilir.
Sonuç
28 Şubat 2026, sadece bir askeri operasyonun başlangıcı değil, küresel düzenin yeniden şekillendiği bir dönemin fitili olabilir. ABD’nin hedefi İran’la sınırlı görünse de, asıl büyük resim Çin’in kuşatılması ve Ortadoğu’daki nüfuz mücadelesidir. İran ise bu satranç tahtasında hem piyon hem de oyunculardan biri. Önümüzdeki aylar, tarafların kırmızı çizgilerinin nerede başlayıp nerede bittiğini gösterecek. Bir şey kesin: Bu ateş, kontrol altında tutulmadığı takdirde, sadece Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı yakacak kadar büyük..